Magazin:
Bülent Ersoy Domuz Gribi Olursa

 Türkiyenin Divası olarak da bilinmekte olan Bülent Ersoy ile ilgili sıcak dakikalar yaşanıldı. Türkiyenin Diva lakaplı efsane ismi olan Bülent Ersoyun,Antalya İstanbul seferi sırasında uçakta takılmayan emniyet kemeri sebebi ile 40 dakika rötür yapmasına sebebiyet verdi. Bülent Ersoy son olarak domuz gribine yakalanmış bu gelişme gündemde çok konuşulacak. Efsane sanatçının hastalığı nedeni ile duruşmaya aukatı mustafa ışık katıldı işte o çok önemli gelişmelerin ayrıntıları haberin detayında.

 
 

 

 
 
Bülent Ersoy’un sanık olarak yer aldığı mahkemenin ilk duruşması yapıldı. Uçakta emniyet kemeri takmadığı ve uçuşu ertelediği için hakkında dava açılan Ersoy, duruşmaya sağlık sorunlarını gerekçe göstererek katılmadı. Ersoy’un avukatının yaptığı savunma ise bir hayli şaşırtıcı oldu.
THY’nin 3 Ocak 2015 tarihinde saat 21.55’te Antalya- İstanbul seferini yapan uçakta emniyet kemerini bağlamamakta direnen Bülent Ersoy hakkında, uçuşu 40 dakika geciktirdiği iddiasıyla 1 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Ersoy’un yargılanmasına Antalya 18’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlandı.
SAĞLIK SORUNLARI NEDENİYLE GELMEDİ
 
Davanın ilk duruşmasına, Bülent Ersoy sağlık sorunlarını gerekçe göstererek katılmadı. Duruşmada, Ersoy’un avukatı Mustafa Işık ile şikayetçi yolculardan Akın Özkan’ın avukatı Osman Aydın hazır bulundu. 
KEMER BAĞLAMA ZORUNLULUĞUNU DA SORGULAMAK GEREKİR
 
Bülent Ersoy’un avukatı Mustafa Işık, emniyet kemerinin ünlü sanatçının ameliyatlı bölgesine geldiğini bu nedenle takmadığını, bu nedenle de uçakta tartışma yaşandığını anlattı. Uçaklardaki kemer zorunluluğunun da tartışılması gerektiğini savunan Işık, şöyle konuştu;
"Emniyet kemerini bağladığı için uçak düşünce ya da başka bir sıkıntılı durumda hayatta kalan olmuş mudur? Olmamıştır. İlahi takdir gerçekleşmiştir.
KEMER AMELİYAT NOKTASINA DENK GELDİ
 
Tek kemer, müvekkilin ameliyat yerine denk geldiği için bağlaması mümkün olmamıştır. İkinci kemer ilave edilince de bu kez dizlerine inmiş, hiçbir anlamı kalmamıştır. Ancak bu durum kabin ekibine anlatılamamıştır. Olay, bazı agresif yolcuların sataşmaları nedeniyle büyümüştür. Bu yolcuların agresifliği kabin amiri Gamzenur K. ve kabin memurları Gökçe E. ve Elif K.’nın beyanlarında açıkça bildirilmektedir.
POLİSİ BÜLENT ERSOY ÇAĞIRMIŞ
 
Uçuş ekibinin anlayışsızlığı ve olayı büyütmeleri nedeniyle Bülent Ersoy bizzat olaya polisin el koymasını istemiş. Bu isteğini kabin görevlileri ve kaptana ulaştırmıştır. Bülent Ersoy’un isteği üzerine uçağa gelen polisin tuttuğu zabıt neticesinde maalesef müvekkilimiz sanık durumuna düşürülmüştür. Müvekkilimin beraatını talep ediyorum."
TALİMATLA İFADE VERECEK
 
Bülent Ersoy’dan şikayetçi olan yolculardan Akın Özkan’ın avukatı Osman Aydın ise müvekkilinin bu olay nedeniyle hasta babasını ziyarete geciktiğini söyledi. Avukat Aydın, "Müvekkilimin şahsi hakları saklı tutulmak kaydıyla sanığın cezalandırılmasını istiyoruz" dedi. Duruşma, Bülent Ersoy’un talimatla ifadesinin alınması için ertelendi.
 
Kaynak:İnternethaber.com
 
 
 
Bülent Ersoy’un avukatı Mustafa Işık’ın açıklamaları şu şekilde…
 
"Mahkemeye yapılan şikayetler sonunda kişi hakkında kamu huzur ve sükununu bozma ile ilgili kamu dava açmış durumdadır. Bugün duruşmaya girdik.  Bülent Hanım, rahatsızlığı nedeniyle Antalya’ya gelemedi. İstanbul’da talimat ile ifade verecekler. Yargılama sonunda adaletin yerini bulacağına inanıyoruz" diye konuştu.
 
İddianame şu şekilde…
 
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 3 Ocak 2015’te Antalya-İstanbul seferini yapan TK 2933 sefer sayılı uçakta, uçuş hazırlığı esnasında yapılan anonsa ve şahsen uçuş görevlileri tarafından kendisine iletilen ikazlara rağmen şüpheli Ersoy’un emniyet kemerini bağlamadığı  anlatılıyor.
 
Uçağın bunun üzerine pist başına geri döndüğü, kapıların açıldığı kaydedilen iddianamede, yer görevlilerinin gelerek şüpheliyi ikna etmeleri üzerine uçağın gecikmeli kalktığı ifade ediliyor.
 
Bülent Ersoy’un, olay tarihinde 21.55’te kalkması gereken uçağın 22.35’te hareket etmesine sebebiyet verdiği ve müştekilerin huzur ve sükununu bozmasına neden olduğu anlatılan iddianamede, şüpheli hakkında, TCK’nın  "kişilerin huzur ve sükununu bozma" suçunu düzenleyen TCK’nın 123/1 maddesi uyarınca 3 aydan bir yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
 
Bülent Ersoy Kimdir?
 
Bülent Ersoy, 1952 yılında Malatya’da dünyaya geldi. Annesi Naciye Poyraz’dır. 1960 yılına kadar Malatya’da kaldı. Daha sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a göç etti. Esas adı Bülent Erkoç’dur. Çok küçük yaşlardan tibaren müzikle ilgilenmeye başladı. Melahat Pars, Rıdvan Aytan gibi üstadlardan ve belediye konservatuarı hocalarından özel dersler aldı. İstanbul Belediye Konservatuarı’nı bitiren değerli sanatçı, aldığı akademik terbiye vasıtasıyla hem Tanrı vergisi sesini hem de müzikal tecrübelerini geliştirme fırsatı buldu.
 
İlk olarak 1970 yılında Üsküdar Fıstıkağacı’nda dönemin ilk aile gazinolarından birisi olan “Özlem” Aile Gazinosu’nda sahneye çıkarak sahne hayatına başladı. Fikret Torun’un Sunar Konser Bürosu olarak düzenlediği ses yarışmasına katılarak bu yarışmada birinciliği kazanmış ve 1000 lira para ödülü almıştır. Sonrasında bu gazinoda üç ay kadar assolist olarak çalışmıştır.
 
1971 yılında Saner Plak’tan çıkan kırkbeşlik plağı ilk albüm çalışması oldu. Bu çalışmada, güfte ve bestesi bestekâr Muzaffer Özpınar’a ait "Lüzûm Lalmadı" ve "Neye Yarar Gelişin" adlı eserleri seslendirdi. Sahneye ilk adımını 1974 yılında Büyük Maksim Müzikholleri’nde attı ve müzik dünyasına bomba gibi düştü. Ancak gerçek soy ismi Erkoç olan sanatçının soyadı Müjdat Gezen tarafından Ersoy olarak değiştirilmiştir. Bu yıllardan itibaren gerek ismi gibi "bülend-paye" sesiyle gerekse hanımefendi kişiliğiyle Türk halkının beğenisini kazandı.
 
Bülent Ersoy, Müzeyyen Senar Ekolü’nün temsilcisi olarak başladığı sanat hayatında, akademik sanat kariyerinin de yüksek olması hasebiyle olağanüstü bir yorumcu ve büyük bir tavrın sancaktarı oldu. "Baharı Bekleyen Kumrular Gibi", "Dert Çekmeye Gidiyorum" gibi her okuduğu şarkıyla grafiği sürekli yukarı tırmandı. O yıllarda TRT’ye, musikimizin bahtsızlığından ötürü kenara itilmiş, klasik makamlarda eski ve kalıcı eserler yorumladı. Yetmişli yılların ortasında daha da ileri giderek; o günkü müzik piyasasında pop, arabesk ve fantezi vb. gibi ticari şarkılar revaçta olmasına karşın Itrî’nin "Tut-î Mucize-I Gûyan"ı gibi eserlerden oluşan koyu klasik bir uzunçalar yaptı. Bu ilk uzunçalar çalışması müzik piyasasında ki tüm hesapları altüst etti ve satış rekoru kırdı.
 
Ağustos 1980’de İzmir Fuarı’nda seyircilerden gelen tezahürat sonrası göğüslerini açınca İzmir Cumhuriyet Savcılığı, hakkında soruşturma açtı. Eylül 1980’de İzmir Kordon’daki evinde bir hâkime hakaret edince tutuklanarak 45 gün hapis cezası aldı ve Buca Cezaevi’nde tutuklu kaldı.
 
14 Nisan 1981’de Londra’da Charring Cross Hastanesi’nde geçirdiği cinsiyet değiştirme ameliyatıyla kadın oldu, ancak “pembe nüfus kağıdı” alması yıllar sonra, sahne yasağını da kaldıran dönemin başbakanı Turgut Özal’ın öncülüğünde çıkartılan bir kanun sayesinde oldu.
 
Bülent Ersoy’a 12 Eylül darbesi sonrası Haziran 1981’de diğer travesti ve transseksüel sanatçılarla birlikte sahne yasağı getirildi. Bu dönemde kariyerine Almanya’da devam eden sanatçı orada Türk filmlerinde oynamaya devam etti, bir müddet de Avustralya’da yaşadı. 1988 yılında Türkiye’ye döndü.
 
Yurtiçinde ve yurtdışında yüzlerce konser veren Bülent Ersoy, "Düşkünüm Sana", "Yaşamak İstiyorum", "Biz Ayrılamayız" ve "Ablan Kurban Olsun Sana" gibi satış grafiği çok yüksek albümlere imza attı. 1995 tarihini taşıyan "Benim Dünya Güzellerim", S Müzik etiketiyle çıkan ilk albümü oldu. Selçuk Tekay’ın müzik yönetmenliğini, Özkan Turgay’ın aranjörlüğünü yaptığı albümde on şarkı seslendirdi. Aynı yıl janrına ve yorumuna uygun olarak "Alaturka 95" adında bir albüm yaparak Klasik Türk Musikisi’ne hizmetini de eksik etmedi. Muzaffer Özpınar’ın yönetmenliğini yaptığı albümde Hacı Arif Bey, Münir Nureddin Selçuk, Selahaddin Pınar, Kadri Şençalar, İsmail Hakkı Bey, Kemani Serkis Efendi gibi birçok üstâdın eserlerine yorumuyla hayat verdi. Ondört eserin yeraldığı çalışmada; "Aziz İstanbul", "Dönülmez Akşamın Ufkundayım", "Nerelerde Kaldın Ey Servi Nazım" gibi klasik eserlerin yanında "Alıverin Bağlamamı Çalayım" ve "Karam" adlı iki de anonim türküye de yer verdi.
 
1989 yılında Adana’da verdiği bir konser sırasında bir seyirciden gelen "Çırpınırdı Karadeniz" adlı isteği okumadığı için Hacı Tepe isimli kişi tarafından kurşunlanarak bir böbreğini kaybetti.
 
Bülent Ersoy, bir sonraki çalışmasını 1997 yılında yayınladı. "Maazallah" ismini taşıyan albüm, piyasaya sürülmeden dahi yüksek siparişler aldı ve büyük yankı uyandırdı. Albümün hazırlık aşamasında bu sefer Halil Karaduman ve Osman İşmen’le çalışan sanatçı, popüler şarkılardan ve anonim türkülerden oluşan bir repertuar seslendirdi. Albüme ismini veren "Maazallah" adlı şarkısının video klibi ise büyük ses getirdi. Bülent Ersoy’un son albümü ise 2002 senesinde çıkardığı "Canımsın" albümüdür.
 
Otuz yıla yaklaşan sanat yaşamında pek çok ilke imza atan Bülent Ersoy, dünyaca ünlü yıldızların sahne aldığı salonlarda konser verdi. 1980 yılında London Palladium’da ve 1983 yılında Madison Square Garden’da sahne alan ilk Türk sanatçısı oldu. 30 Mart 1997’te ise Ümmü Gülsüm’den sonra, etnik müzik sazlarıyla Paris Olympia müzikholünde sahne alan ilk sanatçı oldu. Dario Moreno’dan sonra Olympia’da konser veren ilk Türk sanatçısı olan Bülent Ersoy, elli kişiden oluşan orkestrasıyla dört saat süren bir program sundu.
 
Bugüne değin otuzun üstünde albüme imzasını atan sanatçı, Türk Müzik Tarihi’ne ismini altın harflerle yazdırdı ve klasik, alaturka şarkılar alanında gelmiş geçmiş en önemli yorumcular arasında yer aldı. Müzik yaşamı boyunca sayısız ödül aldı. Herkesin takdirini kazanan geniş entervalli ve yüksek volümlü sesi, Japonya’da ses laboratuvarlarında yapılan testler sonucu "yüzde yüz kusursuz" bulundu ve 1997 yılında Uluslararası Montu Merid Müzik Doktoru ünvanıyla ödüllendirildi.
 
Evlilikleri
 
1. evliliği :1998 yılında Cem Adler ile evlendi, 1999 yılında boşandı.
 
2. evliliği : 2007 yılında Armağan Uzun ile evlendi, 2008 yılında boşandı.
 
Popstar Alaturka adlı şarkı yarışmasında jüri üyeliği yapmıştır.
 
Albümleri  
 
1973 - Ah Tut-i Mucize Guyem
 
1975 - Şöhretler
 
1975 - Konser 1
 
1976 - Toprak Alsın Muradımı
 
1976 - Bir Tanrıyı Bir de Beni
 
1976 - Konser 2
 
1977 - Konser 3
 
1978 - Orkide 1
 
1978 - Ölmeyen Şarkılar
 
1979 - Orkide 2
 
1979 - Meyhaneci
 
1980 - Dolmamış Çilem
 
1980 - Beddua
 
1981 - Mahşeri Yaşıyorum
 
1981 - Yüz Karası
 
1983 - Ak Güvercin
 
1983 - Ne Duamsın Ne De Bedduam
 
1984 - Düşkünüm Sana
 
1985 - Yaşamak İstiyorum
 
1986 - Anılardan Bir Demet
 
1987 - Avustralya Konseri
 
1987 - Suskun Dünyam
 
1988 - Biz Ayrılamayız
 
1988 - Anılardan Bir Demet
 
1989 - Öptüm
 
1989 - İstiyorum
 
1989 - Şiirlerle Şarkılarla
 
1989 - Seçmeler
 
1989 - Bizim Hikayemiz
 
1991 - Bir Sen, Bir De Ben
 
1992 - Ablan Kurban Olsun Sana
 
1993 - Sefam Olsun
 
1995 - Benim Dünya Güzellerim
 
1995 - Alaturka 95
 
1997 - Maazallah
 
2000 - Alaturka 2000
 
2002 - Canımsın
 
2011 - Aşktan Sabıkalı
 
Filmleri
 
1976 - Sıralardaki Heyecan
 
1977 - Ölmeyen Şarkı
 
1978 - İşte Bizim Hikayemiz
 
1980 - Beddua
 
1981 - Yüz Karası
 
1984 - Acı Ekmek
 
1984 - Asrın Kadını
 
1985 - Tövbekar Kadın
 
1986 - Efkarlıyım Abiler
 
1988 - Biz Ayrılamayız
 
1989 - Anılar
 
1989 – İstiyorum
 
Müjdat Gezen Kimdir?
 

 
Müjdat Gezen, 29 Ekim 1943 tarihinde İstanbul’un Fatih semtinde, eski TRT müzisyenlerinden Necdet Gezen ile Macide Hanım’ın oğlu olarak dünyaya geldi. Oyunculuk yeteneğinin farkına varan ilkokul öğretmeninin zoruyla ilk defa 1953 yılında, "Küçük Çiftçiler" adlı bir ilkokul piyesiyle sahnelere adım attı. Sanatın diğer dallarıyla da alakalı olan küçük oyuncunun yazdığı şiirler de, aynı yıl Doğan Kardeş adlı çocuk dergisinde yayımlandı. İlerleyen yıllarda, İstanbul Radyosu bünyesinde kurulmuş olan Çocuk Klübü korosuna katılarak, şarkı söylemeye başladı.
 
Eğitim hayatına başladığı Hırka-ı Şerif İlkokulu’ndan mezun olduktan sonra orta öğrenimine Karagümrük Ortaokulu’nda devam eden Gezen, ikinci sınıfta ardarda iki defa kalınca, babası tarafından birçok sosyal faaliyetten men edildi. Gezen’in en ağırına gidense, konulan tiyatro yasağı olmuştu. Çünkü o dönemlerde, bir yandan amatör tiyatro topluluklarına katılıyor ve çeşitli oyunlarda rol alıyordu. Bu cezaya razı gelmek istemeyen küçük Gezen’le bir anlaşma yapan baba Necdet Bey, okulu daha fazla fire vermeden bitirmesi durumunda, kendi eliyle onu tiyatroya yazdıracağı sözünü verdi oğluna.
 
Ortaokulun arından lise öğrenimi için, dönemin birçok ünlüsüne eğitim vermiş ve Türkiye’de ilk defa ders dilini Türkçeye çevirmiş okul olan Vefa Lisesi’ne giden Gezen, Uğur Dündar ve Kemal Sunal ile burada tanıştı ve arkadaşlıkları uzun yıllar boyunca devam etti. 1959 yılında, 16 yaşındayken, sahne sanatlarına duyduğu ilgiyi ve yeteneğini görmezden gelmeyen ve anlaşmaları uyarınca sözünü tutan babası Necdet Bey, onu İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’na yazdırdı ve arkadaşı olan sahne amiri Kemal Tözem’e emanet etti. Böylece, 1960 yılında profesyonel oyunculuk hayatına adım atmış olan Gezen’in kariyeri, bu dönemden sonra hızlı bir yükselişe geçti.
 
Gezen, 1961 yılında, İstanbul Belediyesi Konservatuarı’nın açtığı sınavı kazanarak Tiyatro Bölümü’ne girdi ve eğitiminin yanı sıra burada sahnelenen oyunlarda rol almaya başladı. Ertesi yıl, yönetmenliğini Yılmaz Atadeniz’in yaptığı "Yedi Kocalı Hürmüz" filmi ile ilk defa kamera önüne geçti. Sonrasında, 1963 yılında, Muammer Karaca ve Münir Özkul tiyatrolarında oyunculuğa devam ederek, kamudan özel sektör sahnelerine adım attı. Aynı yıllarda, şiirleri ve bazı amatör tiyatro oyunları çeşitli kültür-sanat dergilerinde yayımlandı.
 
1964 yılında askerlik görevini yerine getiren Gezen, bu dönemde oyun yazarlığına ağırlık verdi. 1966’da ise, Ulvi Uraz Tiyatrosu’nda rol almaya başladı. Aynı dönemde, "Denizciler Geliyor" adlı komedi filminde oynadı. Ertesi yıl, kendisi gibi oyuncu arkadaşlarıyla biraraya gelerek "Halk Oyuncuları" adlı bir oluşuma imza attı. Profesyonel oyunculuk yaşamının sekizinci yılında, 1968’de, ilk defa kendi adını taşıyan özel tiyatrosunu kurdu. Öte yandan da İstanbul Tiyatrosu’nda rol almaya devam etti. Aynı yıl, Güzin Hanım’la hayatını birleştirdi ve bu evlilikten iki yıl sonra Elif adını verdikleri bir kızı dünyaya geldi. 1969’da "Berduş" ve 1970 yılında da "Kara Gözlüm" adlı sinema filmlerinde rol alarak beyaz perdede boy gösterdi. Bu dönemde, Uğur Dündar ve Perran Kutman’la birlikte, izleyici tarafından çok büyük ilgiyle karşılanan televizyon programları hazırladı. Bu ilginin nedeni ise, ülkenin sosyal durumuna yönelik eleştirel bakış açısını, komedi unsurlarıyla birleştirerek işlemesiydi.
 
Hayat görüşü, tiyatro oyunculuğu, yaşamı ile ilgili birçok kitap kaleme almış olan Müjdat Gezen, ilk kitabını 1975 yılında yayımladı. Savaş Dinçel’le birlikte yazdığı, "Çizgilerle Nazım Hikmet" adlı kitap, dönemin çalkantılı siyasi ortamının, düşünce özgürlüğüne yönelik olumsuz yansımalarından nasibini aldı ve Gezen tutuklanarak cezaevine girdi. Ancak bu durum, onun yazmasına ve üretmesine engel olmadı. 1982’de, kendi yayınevini kurarak, yazdığı kitapları buradan yayımlamaya başladı. Bu dönemden başlayarak uzun yıllar, İstanbul Belediye Konservatuarı ile İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda öğretmenlik yaptı ve Türk Tiyatrosu derslerine girdi. Ayrıca, 1980 yılında, ünlü meddah üstadı İsmail Dümbüllü adına her yıl düzenli olarak verilecek bir tiyatro ödülü oluşturdu.
 
Yine 1982’de, o dönemler üniversitede öğretim görevlisi olan güldürü üstadı Kandemir Konduk’la biraraya gelerek, "Güldürü Üretim Merkezi"ni (GÜM) kurdu. Televizyon programlarından tiyatro sahnelerine, gazetelerin ve dergilerin güldürü sayfalarına kadar birçok alanda hizmet veren GÜM, bu faaliyetlerinin yanı sıra, birçok genç mizah yazarına da kapılarını açtı ve onların kariyerlerine önemli katkılarda bulundu. Aynı zamanda, Türkiye’nin gündemini belirleyen belli başlı birtakım gazetelerin de mizah sayfalarının koordinatörlüğünü yapan Gezen, 1981 ve 1983 yıllarında, çok beğenilen "Gırgıriye" adlı seri filmlerde rol aldı ve canlandırdığı "Darbukatör Baryam" tiplemesiyle hafızalara kazındı. 1984’de "Gülümseyen Dünya" ve 1986’da "Kobay" adlı filmlerin çekimi için bu defa kamera arkasına da geçen usta oyuncu, sinema çevrelerinin görüşüyle paralel bir şekilde, kendini yönetmenlik konusunda başarılı bulmadı. Kısa süren ilk evliliğinin ardından Gezen, 1988’de ikinci kez Leyla Turgut’la nikah masasına oturdu.
 
1991 yılına gelindiğinde, tüm malvarlığını satmasının yanı sıra, büyük bir borç yükünün altına girerek, İstanbul Kadıköy’de satın aldığı eski bir köşkü restore ettirerek "Müjdat Gezen Sanat Merkezi"ni (MSM) kurdu. Ekranlarda ve sahnelerde gördüğümüz birçok başarılı yeni yeteneği bünyesinden çıkaran bu sanat merkezinin en güzel yanı, eğitimin ücretsiz olmasıydı. Ancak, o dönemlerde ücretsiz okul açmak yasak olduğu için, bu teşebbüsü nedenyile Gezen, iki yıl boyunca hapis cezasıyla yargılandıysa da sonunda beraat etti ve okul da ücretsiz eğitim vermeyi sürdürdü. 1992 yılında, MSM bünyesinde "MSM Ormanı"nı kurarak, başarılı bir sosyal projeye daha imza attı. Sanat yaşamı boyunca "Hamlet"i canlandırmak istemiş olan oyuncu, rol aldığı üç oyunda da figüranlıkla yetinmek zorunda kalsa da, 1995’de kaleme aldığı "Hamlet Efendi" oyunuyla ödüle layık görüldü ve bu oyun Devlet Tiyatroları’nda sahnelendi.
 

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

İmparator'un Mustafa Koç'a Duygusal...
İnşaatlarda soğuk demir ustalığı yapmıştır. İnşaatta türküsöylerken Adanalı bir sinemacı tarafından...

Haberi Oku